Yazarımız Prof. Dr. Mehmet Beşirli'den Gündeme Dair Çarpıcı Açıklamalar
  

Genel Yayın Yönetmenimiz Ceyhun DOĞAN, yazarımız Çankırı Karatekin Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Dekanı Sayın Prof. Dr. Mehmet BEŞİRLİ’yi makamında ziyaret etti. Genel Yayın Yönetmenimiz Ceyhun Doğan'ın sorularını cevaplayan Beşirli, yaklaşan 01 Kasım seçimlerini ve beraberinde süregelen terör olaylarını değerlendirdi. İşte o röportaj:

 

C. Doğan: Sayın hocam, 07 Haziran seçimlerinden sonra ülkemizde terör olayları yeniden artış gösterdi. Bunu neye bağlıyorsunuz? Bu gelişmede rol olan etkenler nelerdir?

 

M. Beşirli: Ceyhun Bey, Türkiye’de 07 Haziran seçimlerinden önce HDP’nin terörü önleyeceği, çözüm sürecinin tamama erdirileceği ve PKK’ya silah bıraktırılacağı gibi ifadeler siyasi platformlarda sıkça konuşuluyordu. Bu söylemler sonucu, HDP’nin bir anda Türkiye partisine dönüştüğü ve barışı önceleyen bir yapıya büründüğü şeklinde safça cümleler kuruldu. İnsanlar yeni bir algıyla HDP tarafına yönlendirildi. Öyle ki, CHP’den ümidini kesen orta sol ve sosyal demokrat seçmenden en radikal sol seçmene kadar insanlar, koşarcasına Selahattin Demirtaş’ın peşine takıldı. Dahası bu parti, AK Parti’den nefret ettirilen, CHP’den ümidini kesen ve MHP’nin belirsiz ülke senaryolarını içselleştiremeyen tüm seçmenlerin ortak partisi haline dönüşmüştü. Yani, Cumhurbaşkanlığı seçiminden başlayarak Selahattin Demirtaş bir anda eski muhalif çevrelerin yeni lideri ve sözcüsü yapılıvermişti. Bu havaya ülkenin her tarafında bulunan ve kendisini hangi siyasi kulvarda olduğunu tanımlayamayan ortadaki (siz bunlara hiçbir partiye oy vermeyeceğim diyenler diyebilirisiniz) seçmenleri de katarsanız HDP bir anda barajın çok üstünde bir oy aldı. 80 vekillik kazandı. Bu vekil sayısı ve oy oranı HDP’nin tecrübesiz ve bir mekanizmadan yönlendirilen yönetimine ağır geldi. Seçim biter bitmek AK Parti’nin tek başına iktidar olamayacağı ortaya çıkınca, koalisyon denemelerinin karmaşık puslu sürecinde HDP istediği fırsatı bulduğunu zannetti. Bu olağanüstü siyasi belirsizlik, dış güçlerin de iştahını kabarttı. Güçsüz bir siyasi ortamın ve zayıf koalisyon hükümetinin PKK ile mücadele edemeyeceği ve PKK’nın daha rahat hareket edebileceği savı iç ve dış terör destekçileri ve tetikçileri arasında güçlendi. Nitekim seçimin hemen sonrası Demirtaş’ın barışı çağrıştıran beyanatları, PKK sözcüleri tarafından etkisizleştirildi. Sonrasında daha önce tezgahlanan terörün yeniden bir güç gösterisi haline getirilmesi sürecine girildi. Diyarbakır ve Suruç olayları, bu fitili ateşleyen bir kurgu idi. Kurgunun mimarı da bir merkezden yönlendirilen ve bir ortak aklın ürünü PKK, onun siyasi kanadı HDP, onların destekçisi DAEŞ, DHKP-C ve bütün Türkiye düşmanı dış güçler ve onların içerideki diğer taşeronları idi. Yani, kısacası seçim sonrası Türkiye’nin içinde bulunduğu nazik siyasi ortamı kullanmak isteyen ve fırsatın geldiğine inanan bütün şer‘ güçleri ortak saldırıya geçti. PKK yeniden meydanlara indirildi ve güvenlik kuvvetlerimizi hunharca katletmeye başladı. Bunu diğer algı sahiplerinin oyunları izledi ki, bunun en tehlikeli olanı da Allah korusun Türkiye’de bir iç savaş provasıdır. Nitekim 10 Ekim’de Ankara’da gerçekleştirilen terör olayı ve 102 vatandaşımızın katledilmeleri bunun açık bir göstergesidir. Bunun için de ülkemiz 1 Kasım seçimine çok az kalmasına rağmen yine her türlü provokasyona açıktır. Birçok dış gizli servis elemanı, terör destekçileri seçimler öncesi ülkemizde bir kaos çıkarmak peşindedir ve becerebilirlerse bir iç savaş provası da bunu takip edecektir. Dikkatli olmak lazımdır.

 

C. Doğan: HDP sözcüleri 7 Haziran sonrası ortaya çıkan savaşı Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan’ın çıkardığını, amacının da AK Parti’nin yeniden tek başına iktidar olmasına olanak sağlamak olduğunu belirtiyorlar. Ne dersiniz?

 

M. Beşirli: Öncelikle bu HDP ve ülke düşmanlarının “bu savaş” ibaresini düzeltelim. Ülkede bir savaş yok. Bir PKK terörü ve onların destekçileri var. Bir tarafta devletin ve milletin izzet-i nefsini, namusunu ve yaşamını koruyan güvenlik güçleri var, diğer tarafta ülkeye ihanet eden ve milletin malına, canına kasteden teröristler var. Cumhurbaşkanımızı bu işin içine çekme durumu da görünürde muhalif siyasi grupların terörün başlaması ile kendisini aklama ve bu işteki suçsuzluğunu legalleştirme çabasından öte bir şey değildir. Asıl amaç, daha derindir, başkadır, bunda iç ve dış bütün çıkar gruplarının ve ülkelerin rolü vardır. Bana göre bu tür yaklaşımlar, İslam dünyasının ve ülkemizin en etkili siyasi aktörünü etkisizleştirmektir. Yani, tekellerine aldıkları İslam ülkelerini ve milletimiz üzerindeki güçlerini korumak isteyen iç ve dış düşmanların, Cumhurbaşkanımızı oyunun dışına çıkararak ülkenin altını üstüne getirmek niyetleri apaçık ortadadır. Dahası bunun adı, demokrasi ve seçim ile devletin yönetimine gelme imkanı olmayanların, eski tür siyasi jargonlarla, yani darbe, siyasi linç, devlet adamlarını algı ile ülke insanına yabancılaştırma; hırsızlıkla, uğursuzlukla suçlayarak gözden düşürme; hatta devlet malını hunharca harcamakla suçlayarak amaçsız kalabalıkları galeyana getirme girişimi. Arkasında mazlum ülkelerin yeniden uyanmasını ve kendi kendilerini yönetir hale gelmesini engellemek vardır.

 

C. Doğan: Yani, sizce Cumhurbaşkanını bu işin içine bulaştırma teşebbüsü bir dış oyunun parçası mıdır?

 

M. Beşirli: Cumhurbaşkanımızı pasifleştirmek harekatı, bugünün bir kurgusu değildir. Cumhurbaşkanımıza ve AK Parti’ye karşı topyekûn ötekileştirme, itibarsızlaştırma ve sonra da iktidardan düşürme planları, 2002’de AK Parti’nin tek başına iktidara gelmesi ile başlamıştır denebilir. AK Parti’nin iktidara gelmesi ile Türkiye’de bütün sektörlerde bir gelişme ve büyüme kendini göstermiş, ülke insanının huzur ve refaha kavuşma süreci başlamıştır. Bu gelişme bütün İslam ülkelerine örnek olmuş, Türkiye yeniden Balkanlardan Kafkasya’ya Akdeniz’den Afrika’ya mazlum toplumların gözlerinin üzerine çevrildiği bir baba ülke durumuna gelmiştir. Bunda en büyük rol, tabiî ki, Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan’a aittir. Türkiye kısa sürede bu toplumların bir merkez ülkesi, Erdoğan da bir idolü haline gelmiştir. İşte bu andan itibaren Türkiye’nin yeniden hizaya getirilme aşaması başlamıştır. Her ne kadar Erdoğan’ın iktidarı ele geçirmesinden itibaren yıllar içinde onu askeri bir darbe ile iktidardan düşürme denemeleri yapılmışsa da, Erdoğan bunlardan kurtulmasını bilmiştir. Çünkü millete dayanmış, her girdiği seçimi kazanmış ve milli irade de onu desteklemiştir. 2007’ye kadar askerlerin anayasal sınırlar içine çekilmesi ve demokrasinin ülkede kurumsallaşması çabası verilmiştir. Türkiye’de 2007’de askerler anayasal sınırlara çekilip, demokratik kazanımlar artınca başka tür aracılar devreye sokularak ülke zayıflatılmaya çalışılmıştır. 2007’den sonra da başka planlar ve programlarla ülkemizi güçsüzleştirme ve Erdoğan’ı düşürme çabalarının ardı arkası kesilmemiştir. Bu yeni dönemde MİT olayı ve akabinde ortaya konulan gezi olayları bunun en etkili başlangıçlarıdır. Özellikle gezi olayları ile işin içine sözde siviller karıştırılmıştır. Birkaç sözde sanatçı, aydın, bilim adamı ve dahi işadamı birkaç ağacın kesilmesini bahane ederek, ülkeyi zapt etme girişiminde bulunmuştur. İstanbul ve ülkenin bazı yerlerinde iktidarı düşürme teşebbüsleri başarısızlığa uğrayınca, daha büyük planlar devreye sokulmuştur. Malum paralel çevrenin 17 ve 25 Aralık 2013 darbe teşebbüsleri bunların en etkilisi ve en planlı olanı olmuştur. Adına yolsuzluk operasyonu denilerek emri devletin dışında yapılanmış hareket liderlerinden alan birkaç savcı, hakim ve polis şefi ülkeyi adeta tekeline almak istemiştir. Başbakandan başlayarak, bütün bakanlar kurulunu ve ülkeyi ele geçirme provaları yapılmıştır. Ülkenin legal yapısı karşısına paralel bir devlet aygıtı çıkarılmıştır. Bu da başarısızlığa mahkum olunca bana göre tekrar bu iş PKK’ya, Daeş’e ve başka terör örgütlerine havale edilmiştir. Yani, terör ile ülkenin ekonomik bakımdan yeniden güçsüzleştirilmesi ve iç savaşa doğru insanların yönlendirilmesi aşaması. Yani kısaca Cumhurbaşkanımızı terör sorunu ile ilişkilendirmek PKK, Paralel yapı ve diğer Türkiye düşmanlarının ortak akıl ve hareketinin bir ürünüdür diye düşünüyorum.

 

C. Doğan: Hocam şimdi de 07 Haziran seçimlerine ve sonucunda orta çıkan siyasi yapıya gelelim. Biraz da bu süreçten bahsedelim?   

 

M. Beşirli: Tabii. 07 Haziran akşamı AK Parti’nin tek başına hükümeti kuramayacağı ortaya çıkınca doğal olarak koalisyon arayışları başladı. Hemen seçim sonrası MHP lideri, hiç kimse ile koalisyon hükümeti kurmayacağını, hükümetin AK Parti, CHP ve HDP arasında kurulması gerektiğini ve milletin kendilerine ana muhalefet görevi verdiğini deklare etmiş, koalisyon kurulmazsa en kısa sürede yeniden seçime gidilmesini de sözlerine eklemiştir. Yine hemen HDP de, AK Parti ile bir seçim hükümetinde yer almayacağını ifade etmiştir. Yani, anlaşılacağı üzere seçimin hemen sonrası AK Parti’nin CHP dışındaki bir muhalefet partisi ile bir koalisyon hükümeti kuramayacağı anlaşılmıştır. AK Parti ile CHP, bir koalisyon hükümeti kurmak için uzun görüşmeler yapmışlar, ancak dokuların uyuşmamasından ötürü bu görüşmeler bir sonuca ulaşamamıştır. MHP başta olmak üzere ülkedeki her gruptan muhalif cenah, sürekli CHP ile AK Parti hükümetini zorlamış, kendileri kenarda bekleyerek, olacakları seyre başlamıştır. Bu arada Suruç olayı sonrası terör yavaş yavaş ülke gündemine oturmuştur. Terörün hızını arttırdığı sırada ise CHP ile AK Parti görüşmeleri sonlanmış, herkes AK Parti ile MHP’nin bir koalisyon kuracağı beklentisi içine girmiş, MHP ise daha baştan bu kapıyı kapatmıştır. MHP’nin ileri sürdüğü koalisyon şartları, siyasi olmaktan çok AK Parti’nin kurumsal ana yapısını sarsan nitelikte olunca ülke bir anda yeniden seçime doğru sürüklenmiştir. Bu süreçte siyasi partilerin destek vermemesinden dolayı meclis bir erken seçim kararı alamamış, Cumhurbaşkanının onayı ile bir seçim hükümeti kurulmuştur. Anayasal olarak bu hükümete her partinin bakan vermesi gerekirken, MHP’nin katılmaması ve onu CHP’nin takip etmesi ile ülke zorlama bir AK Parti, HDP ve bağımsızlardan oluşan bir seçim hükümetine mahkum edilmiştir. Ancak MHP’nin ağır toplarından Tuğrul Türkeş’in seçim hükümetinde yer alması MHP’nin ve diğer muhalif grupların AK Parti ve HDP koalisyonu senaryolarını ve algı girişimlerini boşa çıkarmıştır. Şimdi ülkenin her tarafında seçim öncesi sıkıntılı bir terör ortamı vardır. Ankara’da terör olayı daha da beter bir terörist olay olarak karşımıza dikilmiştir. İç savaş provaları yapılmıştır. İnşallah yenileri olmaz. Allah korusun.

 

C. Doğan: Hocam bu mümkün mü? Yani Türkiye bir iç savaşa sürüklenir mi?

 

M. Beşirli: Malum bütün iç ve dış Türkiye düşmanı güruhların beklentisi bu yöndedir. Ancak ben böyle bir gelişmenin olacağını düşünmüyorum. Bu ülkenin güzel insanları, Türk’ü ile, Kürt’ü ile, Çerkez’i ile, Laz’ı ile, Gürcü’sü ile ve hatta gayrimüslim vatanseverleriyle oynanan oyunları kısa sürede görecekler, sağduyu çağrılarına kulak verecekler ve hep birlikte terör belasını sonlandıracaklardır. Bu terörü, bütün milletçe gariban, yaşlıların ve çocukların duasıyla bitireceğiz İnşallah. Bu ülke 1000 senedir birlik ve beraberlik içinde bugünlere gelmiştir, bugünden itibaren de İnşallah yine binlerce sene ileriye gidecektir. Türkiye, İslam dünyasının, Türk dünyasının, mazlum ulusların ve dahi insanlığın son kalesidir. Bu böyle bilinmelidir. Nerede bir mazlum varsa Türk insanı ve Türkiye oradadır. Nerede muhacir varsa Türkiye’nin kapısı ve yardımı herkese açıktır. Din, milliyet ve mezhep farkı gözetmeden bu böyledir. AB ve dünya ülkeleri Türkiye’nin bu tavrından ders almalıdırlar. İnsanları ötekileştirmek İslam inancımızda yoktur. Biz insanlara mazlum ve ihtiyaç sahibi oldukları için kapılarımızı ve sofralarımızı açarız ve yardımlarımızı yaparız. Osmanlı ecdadımız da böyleydi. Nerede bir mazlum varsa oradaydı, sömürmeden, çıkar gözetmeden, din ve ırk farkına ve ayrılığına bakmadan. Biz de onların torunlarıyız bütün ülke olarak. Kendisini ecdadının bir devamı ve varisleri görmeyenlere sözüm yoktur. İnsanlar, kendilerini nasıl hissediyor, nereye ait olduklarına inanıyorlarsa oradandırlar, oraya aittirler. Biz Anadolu’yuz, biz Trakya’yız, biz ülke olarak Türkiye’yiz, bir bayrağımız var, bir devletimiz var, bir vatanımız var, bir milletimiz var. İriyiz, diriyiz ve ülke olarak biriz. Bizi kimse bölemez. Burası bizim ecdat toprağımızdır. Her metrekaresi ile şehit kanıyla suludur ve bizimdir. Daha ileri gitmeye çalışanlar olursa milletin nasıl tavır göstereceğini herkes bilir. Biz Oğuz nesliyiz, Kayıyız, Osmanlıyız, Müslümanız… Toprağımızı savunmak için neler yaptığımızı bütün cihan bilir. Tarih bilir. Başka söze gerek yok.

 

C. Doğan: Hocam 01 Kasım seçimleri öncesinde Ankara’daki terör olayını nasıl değerlendiriyorsunuz?

 

M. Beşirli: Ceyhun Bey, daha önce ifade ettim. Ülkede bir kaos oluşturmak ve insanları sokağa dökmek ve bir iç savaş çıkarmak için bütün düşmanlar uğraşıyor. Bu kadar büyük bir olayın arkasında mutlaka dış gizli servislerin parmağı olduğuna inanıyorum. Yapanlar hangi terör grubu ya da grupları ise taşeronlardır. Asıl arka plandaki aktörleri iyice belledikten sonra olayın aydınlatılmasını umuyorum. Ancak bu tür olaylarda bütün dünyada fail ya da faillerle birlikte asıl deliller ortadan kaybolur, sadece yapanlar yani tetiği çekenlerin adı ve grubu kalır. Dolayısıyla terör olduktan sonra yapılacak sadece fail ya da faillerin ortaya çıkarılması aşamasıdır. Keşke arka plandaki terör elebaşıları, dinazorlar elde edilebilse… Çünkü yaptıranlar profesyoneldir. Umarım bu olay da, diğerleri gibi siyasi bir amaca hizmet etmek için kullanılmaz. Ama daha olay yeni olmuşken, sıcağı sıcağına iken bazı siyasilerin açıklamaları kimin bu işten nemalanacağını göstermiştir. Başka çıkarcılar, ideolojik hastalar ve siyasi oyuncular da umarım ki, bu olayı kullanmaya kalkmazlar. İnsanları sağduyuya davet etmek, acıları paylaşmak en doğru olanıdır. İnsanları kışkırtmadan, sokağa dökmeden, algıya başvurmadan, insanların hassasiyetlerini kaşımadan…

 

C. Doğan: Hocam 01 Kasım seçimlerine çok az zaman kaldı. Bu seçim için yorumunuz ve öngörünüz nedir?

 

M. Beşirli: Milletimiz bu seçimde de diğer seçimlerde olduğu gibi en iyi kararı verecektir. Son anketler ve diğer bilimsel çalışmalar seçimlerden tek parti iktidarının çıkmasının daha olası olduğunu ortaya koymaktadır. Tek parti iktidarı çıkmazsa yine koalisyonun olacağı muhtemeldir. Bu da siyasetin doğasında var. Ülkemizin yeniden eski günlerinden daha fazla kuvvetli olması öncelikli dileğimizdir. Bu süreçte terörün de ülke olarak hakkından geleceğimize imanım sonsuzdur. Bu ülkenin hainleri hiç bitmeyecektir biliyorum, bu yüzden sürekli teyakkuz halinde olmak zorundayız. Dostlarımız bizim başarılarımızla sevinirken, düşmanlarımız üzüntüye gark olmaktadır. Çok çalışmamız, çabalamamız ve bu ülkeyi daha da geliştirmemiz lazımdır. Bu ülkede bu potansiyel vardır. Diğer ülke ve millet gençlerine göre bizim gençlerin fazlalığı vardır, azlığı yoktur. Çok şükür zekamız da onlardan aşağı değil, bana göre de fazladır. Ancak bunu doğru, düzgün ve ülke yararına kullanmasını bilelim. Ülkeye faydalı bir hükümetin kurulması herkes için hayırlara vesiledir. Öyle olacağını umuyorum. Allah, yardımını ülkemizden ve tüm mazlum dünyanın üzerinden eksik etmesin.  

 

C. Doğan: Amin Hocam. Malumunuz Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan Bey, Çankırı Sumitomo Rubber Ako Lastik A.Ş. Fabrikası’nın açılışı için 14 Ekim’de Çankırı’ya geldiler. Bu konuda bir şey söylemek ister misiniz?

 

M. Beşirli: Çankırı’nın, Sayın Cumhurbaşkanımıza Cumhurbaşkanlığı seçiminde en çok destek veren illerden biri olduğunu biliyorum. Daha önce de Çankırı halkı, siyasi hayatında Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan Bey’i hep desteklemişlerdir. Bu bakımdan Cumhurbaşkanımız ile Çankırı halkı arasında büyük bir muhabbet ve sevginin olduğu ortadadır. Çankırı, son yıllarda yatırım konusunda da iyi bir yerdedir. Nitekim Lastik fabrikası bunun en önemli göstergesidir. Bu tür yatırımların Çankırı’ya gelmesinde Sayın Cumhurbaşkanımızın da büyük katkılarının olduğunu biliyorum. İnşallah Çankırı’ya gelmesi sonrasında ilimizde yeni yatırımlar artarak devam eder. Kente yeni destekler ve imkanlar sağlanabilir. Çankırı halkı kendisini bağrına basmıştır. Milletin desteği ve Sayın Cumhurbaşkanımızı coşkuyla karşılaması da bunu göstermektedir.

 

C. Doğan. Hocam bize vakit ayırdığınız için çok teşekkür ederim.

 

M. Beşirli: Ben teşekkür ederim Ceyhun kardeşim. Her şey ülkemiz için hayırlara vesile olsun inşallah. Allah, devlete ve millete zeval vermesin.

 

 

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.
Avatar
viral 2 yıl önce

çok komik ya :) az daha gayret rektörlük için :)