Yazacaksan, adam gibi yazacaksın!

 Belki de onların dediği gibi; henüz çocuğum. 


Evet; halen idrakine vasıl olamadığım dünyevi meseleler, zihin dünyamın nail olduğu meselelere nazaran kat be kat fazla.

Yüzümdeki çizgiler her geçen vakit, gün alsa da 70’inden; belki de hep saklambaçta ebe kalacak ruhum…

Mamafih; tarihini 80-90 yıl önceye dayandıran gafillerden olmadım hiç! Aslımı, neslimi hiç inkâr etmedim. Lakin şanlı tarihimin başlangıcı olarak; "ikra' bismi rabbike'l-lezî halâk" emrinin geldiği günü bilhassa yeğlerim.
Henüz çocukken bana “ikra” diyerek telkinlerde bulunan annemin yerini, ilkokula başladığımda “oku” tavsiyelerinde bulunan öğretmenlerim aldı. 

Israrla “oku” diyenlerin unuttukları bir şey vardı; “yazmak”da ilahi bir vahiyle nazil olmuştu: “Ikra’ ve rabbükel ekramüllezî alleme bil kalem” diyordu ayet. “O, insana kalemle yazmayı öğretti.(Alâk 96: 4-5)”

Okumanın bin bir türlü halini öğretenler, yazmanın ayrıntısından söz dahi etmiyordu. Bir uzaklık uzuyordu susuşları. Tezat bir durum vardı.

Sonra, onların susuşları yerini; küçük bedenini henüz fark ettirememiş bir çocuğun kalemine bıraktı. Öyle ya da böyle… Yazıyordum…

Arnavut kaldırımın kalabalığında yer bulamamış, yol ortasında yürümeye mecbur kalmış çocuk gibi çekingen tavırlarla başladım yazmaya.   

Geç olmadan fark ettiler. Gerçekten okuyorlar mıydı bilemiyorum fakat yazdıklarımı beğeniyorlardı. Yaz tavsiyeleri çoğalıyor, pirim vaat eden yazılarım kimilerinin akıllarını kurcalıyordu.

Sonra bir ara başımı kaldırdım. Yeni bir yazının ertesi dakikalarıydı. Bir ses ilişti kulaklarıma:

Yazacaksan” diyordu. Yaman bir sesti. Dik duruşu, ağır bir başı vardı. Esaslı yüreği, göz bebeklerinin arkasına gizlediği yaşlarda duruyordu. Öğretmenden hallice bir adamdı. “Yazacaksan, adam gibi yaz!” diyordu…

Hakk'ın hatırını her şeyden âli tut, ne yazarsan yaz” diyordu. Bu cümleleri sarf eden zihnin tarihi, benim zihin geleceğimin teminatı gibiydi. 

O vakitten sonra, Hakk’ın hatırını her şeyden âli tutan bir düsturla yazmaya gayret ettim.

Ben yazdım, onlar izledi. Okudular mı, halen bilemiyorum. Fakat ben yazdıkça bakışlar değişti, istihzalar başladı.

Pirim vaat eden yazılarım onlara da dokunmaya başlamıştı. Yaz diye teşvik edenler eğitimci olduklarını unutup, kişisel bir kaygıyla hareket ediyorlardı.
“Beni yazma, onu yaz; her şeyi yazma, az şey yaz” demeye başladılar.

Açıkça, “taraf tut, şunu kolla” diyemediler, lakin;

“Yazarsan gözümden düşersin” diyen de oldu, “gönlümden düşersin” diyen de…

İstihzalar hep devam etti…

Vilayeti idare edenlere, “idare ediyorlar” dedim, "bulaşma" dediler…

Eğitimi yazdım, “kim yazdırıyor” dediler… 

Siyaseti yazdım, “yaşın kaç” dediler…

Tribünde çıkan olayları eleştirdim, "vatan haini" ilan ettiler… Hakaret ettiler, tehdit ettiler…

Ben açıkçası şehit lider Muhsin Yazıcıoğlu gibi düşünüyorum:
“2 saniye sonrasına hükmedemediğiniz bir hayat için, fırıldak olmaya gerek yok”

Tıpkı Çeçenlerin milli marşlarında söylediği gibi:
“Ey kara toprak! Her zerren çatlasa da soğuktan, sana şerefsiz bir şekilde dönmeyeceğiz. Lâ ilâhe illallah!

Kim ne derse desin, ne ederse etsin!

Sus diyenlere inat:

Allah rızasıdır arzum, emelim! 
Bu necip milleti ondan severim. 
Hazreti Muhammed(S.A.V) gerçek rehberim, 
Susarsam, hakkını helal etmesin. –Abdurrahim Karakoç

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.